white banner

Çetin Çetintaş: Bazen Bir Kelebek Gördüğünü Sanırsın, Aslında O Seni Görmeye Gelmiştir

11.07.2025
Çetin Çetintaş: Bazen Bir Kelebek Gördüğünü Sanırsın, Aslında O Seni Görmeye Gelmiştir

Yazı Boyutu:

Çetin Çetintaş’la yeni kitabı “Doğadan Destek Almanın Gizemli Sanatı” üzerine: Dönüşüm, arketipler ve doğayla yeniden bağ kurmanın yolları...

Çetin Çetintaş’ı neden bu kadar seviyoruz? Bu soruya kişisel cevaplarım çok fazla. Ama genel olarak baktığımda, onu farklı kılan şeyin; bilgiyi üstten bir dille değil, hepimizin göz hizasından anlatması olduğunu görüyorum. Kalabalık bir sınıfın en arkasında oturanı, ekran karşısında onu izleyeni, hayatın içinde kaybolmuş ama bir yerden tutunmak isteyenleri hiç unutmadan konuşması… Herkesin anlayabileceği, hatta hissedebileceği bir dilden…

Belki bu yüzden ona “öğretmenim” diyenlerin sayısı bu kadar çok. Ve belki bu yüzden, varlığıyla da birçok insanın hayatında dönüşüm başlattı.

Çetin Çetintaş; YogaKioo Enstitüsü’nün, Kioo Retreat Center’ın ve YogaKioo Yayınları’nın kurucusu. Yazdığı 9 kitap, yaptığı podcast’ler, YouTube ve Instagram yayınlarıyla Türkiye’de spiritüel alanın en etkili ve ulaşılabilir isimlerinden biri. Daha da önemlisi, bilgiyi bizatihi yaşayan biri.

Çetin Çetintaş'ın

Yeni kitabı “Doğadan Destek Almanın Gizemli Sanatı”, hayatı dönüştüren o kadim dili hatırlatıyor bize: Doğanın dilini.

YouTube kanalı, Instagram yayınları ile birebir tanışmayanların bile “öğretmeni” olan Çetin Hoca ile dönüşümün ne zaman mümkün olduğunu, sembollerin neyi tetiklediğini, toprağa neden bu kadar uzaklaştığımızı ve arketiplerin hayatımızı nasıl şekillendirdiğini konuştuk.

Doğayla, ruhla ve kendi bilgeliğimizle yeniden bağ kurmanın yollarını aralamak için…

Dönüşüm, eski benlikten vazgeçmeyi gerektirir

Kitapta “dönüşüm” kavramını çok katmanlı işliyorsun. Sence bir insan ne zaman gerçekten dönüşmeye hazır olur? Dönüşümün ön koşulu nedir?

    Dönüşüm çok derin ve çoğu zaman rahatsız edici bir süreç. İnsan ancak acıyla yüzleşmeye cesareti olduğunda gerçek anlamda dönüşmeye hazır hale gelir. Dönüşüm, eski benlikten vazgeçmeyi gerektirir. Bu da tanıdık olanın, güvenli gelenin, egonun inşa ettiği yapıların yıkılması demektir.

    Dönüşümün ön koşulu, radikal bir dürüstlükle kendine bakabilme halidir.

    Bir ağaç yapraklarını dökerken direniş göstermez, bir yılan derisini değiştirirken geçmişini tutmaz. Oysa insan, zihinsel yapılarla, toplumsal kimliklerle, rollerle kendini o kadar sıkı sıkıya tanımlar ki, dönüşüm çoğu zaman bir tehdit gibi algılanır.

    Ama ne zaman ki bir insan, “Ben kimim?” sorusunu cevapsız bırakabilirse, ne zaman ki tanımların ötesine geçme arzusuyla yanmaya başlarsa, işte o zaman dönüşüm için içsel bir alan açılır.

    Toprak elementinin katkısı müthiş

    Bu çağın insanı için en ihtiyaç duyulan element sence hangisi? Ateşin cesareti mi, suyun akışı mı, toprağın köklenmesi mi, havanın farkındalığı mı?

    Aslında her elementin kendi zamanında ve kişiye göre bir şifası var. Ama bu çağın, yani modern insanın kolektif ihtiyacını soruyorsan, ben toprağın köklenmesini en elzem görüyorum.

    Yaşadığımız çağ, aşırı uyarılmış zihinlerin, parçalanmış dikkatlerin ve yerinden kopmuş ruhların çağı. İnsanlar dijital dünyalarda, beton şehirlerde yaşıyor ama asıl olan bedenlerinde ve kalplerinde yaşamayı unutuyor. Bir Upanişad der ki;

    İnsanın sonsuzu deneyimlemesi bedeni yoluyla olur.

    Ne kadar bedenimizle bağ kurarsak, kendimizle de o kadar bağımız güçlenir. Bu noktada da Toprak elementinin katkısı müthiştir.

    Tabii ki bu, ateşin başlatma gücüne, suyun teslimiyetine ya da havanın hoşgörüsüne ihtiyacımız yok demek değil. Aslında nihai denge, bu dört elementi içimizde uyumla taşıyabilmekte. Fakat ilk adım, yere basmakla başlar.

    Doğa, içsel bir bilgelik alanıdır

    Doğa insanla bilinçdışı üzerinden konuşur” diyorsun. Peki, doğanın bizimle konuşmasını duyamayan modern birey ne kaybediyor sence?

    Turuncu çiçek ve yeşil yapraklı bitkiyle yüzünün yarısını kapatmış şekilde poz veren gülümseyen Çetin Çetintaş.

    İnsan her şeyi rasyonel akılla çözmeye çalışırsa içsel boşluklarını dolduramıyor. Doğadan gelen ilkel, sezgisel çağrıyı bastırıyor. Oysa doğa, insanı sürekli içgüdüleriyle, sezgileriyle, özüyle temasa çağırıyor. Duyamadığında ne kaybediyorsun?

    • Yön duygunu kaybediyorsun.
    • Ruhunun neye ihtiyaç duyduğunu anlayamaz hale geliyorsun.
    • Ve belki de en önemlisi, kendine, yaşama ait olma halini yitiriyorsun.

    Doğadan kopmak, kökten kopmaktır. Kökten kopan hiçbir şey uzun süre yaşayamaz. Belki işlev görür ama içten içe kurur. İnsan da yaşamda birçok iş görse de, bazen böyle hissetmiyor mu?

    Bu yüzden diyorum ki, doğa sadece dışsal bir ortam değil, aynı zamanda içsel bir bilgelik alanıdır. Onunla bilinçli bir bağ kurmak, özünle bağ kurmaktır.

    Doğada tesadüf yoktur, sadece farkındalık eksikliği vardır

    Kitabında sık sık bir hayvan sembolü rastlantı değildir” diyorsun. Tesadüf sandığımız doğa olayları ya da hayvan karşılaşmaları hayatımızda neyin işaretçisi olabilir?

    Turuncu arka plan önünde turuncu kıyafet giymiş, gülümseyerek poz veren Çetin Çetintaş, yogi.

    Evet, kitabımda özellikle altını çizdiğim şeylerden biri şu: Doğada tesadüf yoktur, sadece farkındalık eksikliği vardır. Bir hayvanla karşılaşman, hatta o hayvanı bir rüyada ya da sembolde görmen bile, bilinçdışının ya da daha derin bir bağlamda, doğanın ruhunun sana bir mesaj iletme şeklidir.

    Modern insanın unuttuğu şey şu: Biz sadece doğaya bakan varlıklar değiliz, doğa da bize bakar. Ve bazen sen bir kelebek gördüğünü sanırsın, ama aslında o kelebek seni görmeye gelmiştir.

    Bu karşılaşmalar, yaşamın görünmeyen akışıyla senin ruhun arasındaki ince bağların işaretleridir. Onları görmezden gelmek, kendi iç rehberliğini susturmak gibidir. Ama dinlemeyi öğrenirsen ve bu sessiz dili ciddiye alırsan doğa sana rehberlik etmeye başlar. Hem de çok incelikli, çok kişisel ve derin bir şekilde.

    Arketiplerle çalışmak, bir ayna odasına girmeye benzer

    Arketiplerin bilinçaltında çalıştığını anlatıyorsun. Bu sembollerle fazlatemas etmek bir noktadan sonra kişinin iradesini zayıflatır mı, yoksa güçlendirir mi?

    Arketiplerle çalışmak, aslında bir ayna odasına girmeye benzer. Her bir sembol, bilinçdışında taşıdığın bir yönü sana gösterir; bazen görmek istemediğin, bastırdığın ya da henüz farkında olmadığın bir yönünü… Dolayısıyla bu sembollerle “fazla” temas ettiğinde, evet, bir süreliğine denge sarsılabilir. Çünkü arketipler sadece zihinsel değil, enerjetik düzeyde de çalışır. İçeride taşları yerinden oynatır. Ama iradeyi zayıflatmaz, yeniden tanımlama sürecine sokar.

    Doğa zihni temizler ve zihin temizlendikçe doğa daha çok görünür hale gelir.

    Sence bir şehir insanı, doğadan uzak yaşarken de bu sembollerle gerçek bir ilişki kurabilir mi? Yoksa doğayla fiziksel temas şart mı?

    Günümüz insanı için çok hayati bir soru… Çoğu insan doğadan fiziksel olarak uzak yerlerde yaşıyor artık. Beton duvarlar arasında, ekranlara bakarak, zamanla yarışarak… Ama şunu söyleyebilirim: Doğayla sembolik bağ kurmak için illa fiziksel temas şart değil. Tabii temas ne kadar gerçek olursa, bağ da o kadar kolay ve derin olur.

    Arketipler ve doğa sembolleri, yalnızca ormanda ya da dağın başında çalışmaz. Bilinç düzeyinde de var olur.

    Turuncu kıyafetli Çetin Çetintaş, bir bacağını duvara yaslamış şekilde esneklik gösteren yoga pozu veriyor.

    Sen rüyanda bir kurt görebilirsin ve bu sana aileden gelen nitelikleri hatırlatabilir. Ya da şehirde yürürken karşına çıkan bir karga, harekete geçmenin habercisi olabilir. Eğer sen bu dili öğrenir ve dikkatle bakarsan, şehirde bile doğa sana konuşmaya devam eder.

    Ancak burada bir tehlike var:

    Doğayla fiziksel temastan tamamen koparsan, zamanla bu sembolleri zihinsel bir oyun gibi yaşamaya başlarsın. Oysa doğa bilgeliği, sadece düşünülerek değil, bedende hissedilerek öğrenilir. Toprakla temas, biyolojik bir hafızayı da uyarır.

    Doğa benim içimde

    Hayatında en çok “şifa” gücüyle çalışan doğa arketipi hangisi oldu? Seni en çok hangi hayvan değiştirdi?

    Kedi. Yaşam hikayemde çok önemli bir yeri var. Bu kitabımda detaylı anlattım.

    Bu kitap sana neyi hatırlattı? Yazarken senin için en zorlayıcı ya da dönüştürücü kısım neydi?

    Aslında bu kitap bana “bir şey hatırlatmadı” çünkü unuttuğum bir şey yoktu. Ben her gün doğayla yaşıyor, onunla uyanıyor, onunla nefes alıyorum. Doğa benim dışımda değil, içimde. O, sadece üzerine yazdığım bir konu değil; her gün onurlandırdığım, bir parçası olduğum bir bilinç hali. Bu kitabı yazarken yaşadığım en derin şey de buydu: Doğayı anlatmak değil, doğa olmak.

    Gülüm Dağlı
    Gülüm Dağlı Tüm Yazıları
    white banner
    Popüler Yazılar
    İlgili Yazılar
    Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için