Aşk, bağlanma ve iletişimi bilimsel temellerle ele alan, ilişkileri sorgulatan ve dönüştüren en etkili psikoloji kitaplarını bir araya getirdik.
Şüphesiz hepimizin ortak sorunlarından biri anlaşılmak. Günlük hayatın temposu içinde, çoğu zaman ne hissettiğimizi anlatamıyor; daha da kötüsü, karşımızdakini gerçekten dinlediğimizi sanıyoruz. Oysa sağlıklı bir ilişkinin en kritik yapı taşı romantik jestler ya da büyük sözler değil, temas eden bir iletişim dili.
İlişkilerde yaşanan kopuşların büyük kısmı yanlış beklentilerden, öğrenilmemiş duygusal reflekslerden ve konuşulamayan ihtiyaçlardan doğuyor. İyi haber şu: Bunların büyük bir kısmı öğrenilebilir. Doğru soruları sorarak kendinizi ve karşınızdakini daha iyi tanıyabilirsiniz.
Bu seçkide yer alan kitaplar “ilişkiyi kurtarma rehberi” değiller. İlişkilere başka bir yerden bakmayı öğretiyorlar.
- Aile Okulu ve Evlilik: Mutlu Aileler İçin Makul Çözümler, Nevzat Tarhan
- Beş Sevgi Dili, Gary Chapman
- Aşk Nasıl Sürdürülür?, Dr. John Gottman
- Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları, Amir Levine & Rachel Heller
- Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar, Susan Forward & Joan Torres
- Bana Sıkıca Sarıl, Sue Johnson
- Bağırmayan Karı Koca Olmak – Hal Edward Runkel & Jenny Runkel
- Özlemini Duyduğunuz Aşkı Yaşamak, Harville Hendrix
- Bu İlişkiyi Konuşmalıyız, Gülcan Özer (Yenal Bilgici ile söyleşi)
- İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere, Bahar Tezcan
- Baştan Çıkarma Sanatı, Robert Greene
- Ben OK’im Sen OK’sin, Thomas Harris
- Hani Ayrılıklar da Sevdaya Dahildi?, Ziya Ünlütürk
- Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten, John Gray
Aile Okulu ve Evlilik: Mutlu Aileler İçin Makul Çözümler, Nevzat Tarhan

- Tür: Aile, İlişkiler, Psikoloji
- Odak Konular: Aile içi iletişim, evlilikte güven ve saygı, çocuklarda özgüven gelişimi, ergenlik dönemi sorunları, eşler arası kıskançlık, gelin–kayınvalide ilişkileri
- Kimler İçin Uygun?: Aile ilişkilerini güçlendirmek, evlilikte iletişim sorunlarını daha sağlıklı bir zeminde ele almak isteyenler için.
- OGGUSTO Yorumu: Gerçekçi ve uygulanabilir bir aile rehberi.
Aile, yaşadığımız coğrafyada kültürel bir sorumluluk alanı. Aile kurmak kadar, o yapıyı sürdürebilmek; iletişimi canlı, güveni sağlam tutabilmek de bir o kadar önemli. İşte tam bu noktada Prof. Dr. Nevzat Tarhan, aile içi ilişkileri idealize etmeden ama çözümden de kaçmadan ele alıyor.
Aile Okulu ve Evlilik, sağlıklı bir aile yapısının temelini karşılıklı anlayış, sevgi, saygı ve güven üzerinden kuruyor. Kitap; çocuklara özgüven kazandırma yöntemlerinden saygı eğitimine, ergenlik dönemindeki kırılmalardan eşler arasındaki kıskançlık dinamiklerine kadar geniş bir çerçeve sunuyor. Gelin–kayınvalide çatışmaları gibi gündelik ama çoğu zaman konuşulmayan başlıkları da görmezden gelmiyor.
Didaktik olmadan yol gösteren bu kitap, “ideal aile” tanımı yapmak yerine gerçek hayatta karşılaşılan sorunlara makul çözümler öneriyor. Aile ilişkilerini güçlendirmek isteyenler için bir başvuru kaynağı.
Beş Sevgi Dili, Gary Chapman

- Tür: Popüler Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: İlişkilerde iletişim farkları, sevginin ifade edilmesi ile algılanması arasındaki uyumsuzluk, onaylayıcı sözler, kaliteli zaman, hediyeler, fiziksel temas, sevginin bilinçli bir seçim olarak ele alınması, partnerin duygusal ihtiyaçlarını tanıma, evlilik ve uzun süreli ilişkilerde sevgi yaklaşımı
- Kimler İçin Uygun?: İlişkilerde “ben seviyorum ama o hissetmiyor” diyenler, kavramsal, kolay uygulanabilir bir çerçeve arayanlar
- OGGUSTO Yorumu: Derin psikoloji değil, güçlü bir metafor sunuyor. Doğru beklentiyle okunduğunda işe yarar; tek başına rehber değil.
Eşinizi seviyorsunuz ama bunu onun anlayacağı dilden mi söylüyorsunuz? Gary Chapman’ın çıkış noktası bu soru.
Beş Sevgi Dili, ilişkilerde yaşanan kopuklukların çoğunun yanlış dilden konuşmaktan kaynaklandığını savunuyor. Yani siz sevginizi emekle, hizmetle ya da hediyeyle gösterirken; karşınızdaki kişi aslında onaylayıcı sözlere ya da fiziksel temasa ihtiyaç duyuyor olabilir. Mesaj ile alıcı uyuşmadığında, sevgi boşa düşüyor.
Chapman, sevgiyi beş temel dil altında topluyor: Onaylayıcı sözler, kaliteli zaman, hediye alma, hizmet eylemleri ve fiziksel temas. Kitap; bu dillerin nasıl keşfedileceğini, nasıl “öğrenileceğini” ve ilişkinin gündelik hayatında nasıl uygulanabileceğini vaka örnekleriyle anlatıyor. Özellikle “sevgi bir duygu değil, bir seçimdir” vurgusu, kitabın en güçlü yanı.
Şunu da söylemem gerek:
Kitap, ilişkileri neredeyse tamamen evlilik merkezli ele alıyor ve yer yer geleneksel cinsiyet rollerine yaslanıyor. Sevgi dillerini biyolojik ya da kültürel olarak yeterince tartışmadan genellemesi; bağlanma stilleri, bireysel farklılıklar ve güç dengeleri gibi alanları pas geçmesi kitabın en zayıf noktaları. Ayrıca yazarın kişisel inancının anlatıya zaman zaman sızması, herkese hitap etmeyebilir.
Yine de hakkını verelim: Kavram sade, akılda kalıcı ve uygulanabilir. Kitabın yıllardır okunuyor olmasının temel sebebi de bu aslında.
Aşk Nasıl Sürdürülür?, Dr. John Gottman

- Tür: İlişkiler, Psikoloji
- Odak Konular: Güven ve ihanet dinamikleri, aldatılmaya işaret eden davranış kalıpları, çiftler arası iletişim kodları, bozulan ilişkileri onarma yöntemleri
- Kimler İçin Uygun?: İlişkilerde “içime sinmeyen bir şey var” hissini ciddiye almak isteyenler için.
- OGGUSTO Yorumu: Romantizmi küçümsemeden, bilimi merkeze alan; ilişkilere netlik kazandıran bir referans kitabı.
Dr. John Gottman, ilişkiler dünyasında ezber bozan bir isim. Daha önce Evliliği Sürdürmenin 7 İlkesi ile tanıdığımız Gottman, bu kitabında aşkın en belirleyici alanına odaklanıyor: Güven.
Yıllar boyunca ünlü “Aşk Laboratuvarı”nda binlerce çiftin konuşma biçimlerini, duygusal tepkilerini ve fizyolojik ritimlerini inceleyen Gottman, bu kapsamlı araştırmaları bu kez sadakat ve ihanet eksenine taşıyor. Aşk neden bazı ilişkilerde derinleşirken bazılarında sessizce çözülüyor? Güven ne zaman sarsılıyor? Aldatılma şüphesi sezgisel mi, yoksa gözlemlenebilir işaretlere mi dayanıyor?
Kitap; ihanete işaret eden davranış kalıplarını, çiftler arasındaki mikro kopuşları ve güvenin nasıl yeniden inşa edilebileceğini bilimsel ama anlaşılır bir dille ele alıyor. Teoriyle yetinmiyor; onarım stratejileri de sunuyor.
Bağlanma: Aşkı Bulmanın ve Korumanın Bilimsel Yolları, Amir Levine & Rachel Heller

- Tür: Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: Bağlanma teorisi, kaygılı bağlanma, kaçıngan bağlanma, güvenli bağlanma, romantik ilişkilerde tekrar eden kalıplar, partner seçimleri, ayrılık dinamikleri, açık iletişim, duygusal ihtiyaçlar
- Kimler İçin Uygun?: “Ben neden hep aynı ilişkileri yaşıyorum?” diyenler, ilişkilerine daha mantıklı ve sakin bir yerden bakmak isteyenler, bağlanma teorisine sağlam bir giriş arayanlar
- OGGUSTO Yorumu: Popüler psikoloji etiketi taşısa da içi dolu. Başlangıç kitabı olmanın ötesinde, referans niteliğinde.
İki insan birbirini bulur, âşık olur ve sonsuza dek mutlu yaşar… Masal böyle başlar. Gerçek hayatta ise işler bağlanma biçiminde düğümlenir.
Bağlanma, ilişkilerde neden hep benzer insanlara çekildiğimizi, neden aynı tartışmaların ve ayrılıkların tekrarlandığını bilimle açıklıyor. Psikiyatrist Amir Levine ve psikolog Rachel Heller, bağlanma teorisini yetişkin ilişkileri üzerinden sade, net ve uygulanabilir bir çerçeveyle ele alıyor.
Kitap, üç temel bağlanma stiline odaklanıyor: Kaygılı, kaçıngan ve güvenli. Asıl vurucu nokta şu:
Bu stiller birbirlerini tetikleyen ilişki dinamikleri yaratıyor. Kaygılı biriyle kaçınganın birbirini çekmesi tesadüf değil. Bu çekim, çoğu zaman yıpranma getiriyor.
“Ben neden hep aynı tip insanlara âşık oluyorum?” sorusu, kitap boyunca tekrar tekrar başka açılardan yanıtlanıyor. Güvenli bağlanma, ulaşılması gereken bir “ideal” olarak sunulsa da yazarlar bunun öğrenilebilir ve geliştirilebilir olduğunu vurguluyor. Açık iletişim, ihtiyaçların fark edilmesi ve dürüstlük, kitabın temel çözüm seti.
Eleştirilecek yanı yok mu? Var. Zaman zaman etiketleyici bir dile kayması ve bağlanmayı fazla sabit kategoriler gibi sunması, eleştirel okur için soru işareti yaratabilir. Ama yine de bağlanma teorisini bu kadar akılda kalıcı ve anlaşılır anlatan az kitap var.
Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar, Susan Forward & Joan Torres

- Tür: Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: Mizojinizm, duygusal istismar, kontrol ve kıskançlık, suçluluk ve manipülasyon, sağlıksız ilişki döngüleri, sınır koyma, iyileşme süreci
- Kimler İçin Uygun?: İlişkide sürekli kendini suçlu hissedenler, kıskançlık ve kontrolü “sevgi” sananlar, “Sorun bende mi?” sorusunu sık soranlar
- OGGUSTO Yorumu: Rahatsız edici ama özgürleştirici. Bazı ilişkilerin neden bitmesi gerektiğini anlatan nadir kitaplardan.
Aşkın ilk dönemleri büyüleyicidir. Yoğunluk, tutku, heyecan… Ama bazen bu ışıltının altından kontrol, değersizleştirme ve korku çıkar.
Susan Forward, bu kitapta ilişkilerde sıkça yanlış adlandırılan bir meseleyi netleştiriyor: Her yıkıcı erkek “narsist” değildir. Bazı ilişkilerin temel problemi mizojinizmdir.
Kadınlardan Nefret Eden Erkekler ve Onları Seven Kadınlar, kadınları küçümseyen, kontrol eden, kıskançlığı sevgi gibi sunan, öfkeyi güç aracı olarak kullanan erkeklerle kurulan ilişkilerin psikolojik dinamiklerini inceliyor. Forward, danışanlarından yola çıkarak istismarın nasıl normalleştirildiğini, suçun nasıl sistematik biçimde kadına yüklendiğini ve bu döngünün neden terk edilmesinin bu kadar zor olduğunu anlatıyor.
Kitabın en güçlü yanı, meseleyi “neden kadınlar böyle erkekleri seçiyor?” gibi suçlayıcı bir yerden değil; öğrenilmiş ilişki kalıpları, korku ve bağlanma üzerinden ele alması. Aynı zamanda bu ilişkilerin nasıl dönüştürülebileceğini ya da ne zaman bitirilmesi gerektiğini de net bir dille ortaya koyuyor.
Bana Sıkıca Sarıl, Sue Johnson

- Tür: İlişki, Psikoloji, Çift Terapisi
- Odak Konular: “Koparan” konuşma döngülerini fark etmek, hassas noktaları görmek, zor anları yeniden ele almak, bağ kurmayı yeniden öğrenmek, yaraları onarmak/affetmek, dokunma ve cinsellik üzerinden yakınlığı güçlendirmek, aşkı canlı tutacak alışkanlıklar
- Kimler İçin Uygun?: Sürekli aynı yerden kavga edip aynı yerden barışanlar, “İçimde bir şey eksik ama adını koyamıyorum” diyenler
- OGGUSTO Yorumu: Kapağa aldanmayın, içerik ciddi.
Kapağı “hafif” görünüp içi ağır gelen kitaplardan. Dr. Sue Johnson, ilişkilerin en kritik yerini bağlanma ihtiyacından okuyor: Yakın ilişkilerde kavga ettiğimiz şey çoğu zaman güvende hissetme meselesi.
Bana Sıkıca Sarıl, Duygu Odaklı Terapi (EFT) yaklaşımını merkeze alarak çiftlerin neden aynı tartışma döngülerine girdiğini anlatıyor: Biri kovalar, biri kaçar; biri “konuşalım” der, diğeri “susup çekilir”… Sonunda iki taraf da “anlaşılmıyorum” duygusunda buluşur. Kitabın gücü şu: Bu döngünün adım adım nasıl kırılacağını da gösteriyor.
Johnson, örnek vakalar ve pratik alıştırmalarla, partnerlerin duygularını düzenleme biçimlerini görünür kılıyor. Özellikle “bizi bozan diyaloglar”ı fark etmek, hassas noktaları tanımak, geçmiş yaraları konuşabilmek ve yakınlığı yeniden kurmak üzerine kurulu bir akış sunuyor. Okurken sık sık “Ben bunu yaşadım” hissi geliyorsa, kitabın söylediği şey sizin için de geçerli demektir: İlişkiyi düzeltmekten önce dili düzeltmek.
Bağırmayan Karı Koca Olmak – Hal Edward Runkel & Jenny Runkel

- Tür: Evlilik, İlişkiler, Kişisel Gelişim
- Odak Konular: Bağırmadan iletişim kurma, duyguları bastırmadan ifade etme, tartışma döngülerini fark etme, kendine dönüp bencilliğe düşmeden ilişki kurma, günlük hayatta uygulanabilir alıştırmalar
- Kimler İçin Uygun?: Tartışmaları büyütmeden çözmek isteyenler, “Ben sakinim ama içimde birikiyor” diyenler, sadece evlilikte değil, tüm ilişkilerinde dili dönüştürmek isteyenler
- OGGUSTO Yorumu: Başta şüphe uyandırıyor ama okudukça ikna ediyor. Sessizliği mesafe sananlara iyi bir ayna.
Karı kocaların evlilikten beklentisi üç aşağı beş yukarı aynı: Sıcaklık, huzur, bağlılık ve yakınlık. Peki neden bu kadar kolay kopuyor, sesler yükseliyor, kırgınlıklar birikiyor?
Bağırmayan Karı Koca Olmak, çözümü karşı tarafı değiştirmekte aramıyor. Tam tersine, ilişkiyi dönüştürmenin yolunun kendine dönmekten geçtiğini savunuyor. Hal Edward Runkel ve Jenny Runkel; “eşinizi mutlu edecek 10 adım” gibi reçeteler sunmak yerine, duygularını tanıyabilen, kendini sakin ve net biçimde ifade edebilen bireylerin zaten daha sağlıklı ilişkiler kurduğunu gösteriyor.
Kitap, bağırmadan, kırmadan, sitem etmeden ilişki kurmanın mümkün olduğunu; bunun da bastırmakla değil, duygusal olgunlukla sağlanabileceğini anlatıyor. Gerçek hayattan örnekler, “laboratuvar” bölümlerindeki pratik alıştırmalar ve sinema referanslarıyla akıyor.
Özlemini Duyduğunuz Aşkı Yaşamak, Harville Hendrix

- Tür: Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: Partner seçiminin psikolojisi, çocukluk deneyimlerinin ilişkilere etkisi, güç mücadelesi, etkin dinleme, duygusal yakınlık, ilişkiyi onarma egzersizleri, ortak ilişki vizyonu
- Kimler İçin Uygun?: Uzun ilişkide aynı döngüye girenler, “Aşk bitti mi, yoksa dönüşebilir mi?” diye düşünenler, terapi diline mesafesi olmayanlar
- OGGUSTO Yorumu: Okunup kenara koyulacak bir kitap değil. Ciddi emek istiyor ama karşılığını da veriyor.
Aşk ve romantizm çoğu zaman ilişkinin başında doruğa çıkar. Yoğunluk, heyecan, “bulutların üstünde” olma hâli… Ama bir noktadan sonra aynı ilişkide güç mücadelesi, kırgınlık ve yorgunluk başlar. İşte bu kitap tam olarak o kırılma anına odaklanıyor.
Özlemini Duyduğunuz Aşkı Yaşamak, ilişkilerde yaşanan çatışmaların tesadüf olmadığını savunuyor. Harville Hendrix’e göre partner seçimimiz bile bilinçli değil; çocuklukta yaşadığımız duygusal eksiklerin izini taşıyor. Yani bizi çeken şey, çoğu zaman “iyi hissettiren” değil, tanıdık olan.
Kitap; neden bu kişiyi seçtiğimizi, ilişkide neden güç mücadelesine girdiğimizi, neden gerçekten dinleyemediğimizi, neden yakınlıkla özerklik arasında savrulduğumuzu Imago İlişki Terapisi çerçevesinde açıklıyor.
En güçlü yanı, ilişkiyi üzerinde çalışılması gereken bir yapı olarak ele alması. Egzersizler, dinleme pratikleri ve “ortak ilişki vizyonu” kavramı, uygulandığında dönüştürücü olabiliyor.
Eleştiri kısmında da şunu söyleyeyim: Kitap çocukluk deneyimlerine fazla yükleniyor. Her çatışmayı geçmişe bağlaması yer yer indirgemeci; bazı örneklerde toplumsal cinsiyet klişeleri hissediliyor. Ayrıca egzersizler herkese hitap etmeyebilir; kimi okur için fazla “terapötik”, hatta yapay bulunabilir.
Bu İlişkiyi Konuşmalıyız, Gülcan Özer (Yenal Bilgici ile söyleşi)

- Tür: İlişkiler, Psikoloji, Nehir Söyleşi
- Odak Konular: Flört, evlilik ve çift olma halleri, sadakat ve hakikat meselesi, ilişkilerde güç, kontrol ve beklenti, “samimiyetli mesafe” kavramı, bağlanma, şefkat ve şehvet dengesi
- Kimler İçin Uygun?: İlişkiler üzerine düşünen ama reçete sevmeyenler, Gülcan Özer’i dinlemeyi sevenler, “yeni bilgi”den çok farkındalık arayanlar
- OGGUSTO Yorumu: Podcast tadında, düşündürücü bir ilişki muhasebesi.
Flört, evlilik, cinsellik… Sadakat, hakikat, güç dengeleri. Ve adını koyamadığımız ama hep hissettiğimiz o mesele: İlişki neden zorlaşıyor?
Psikiyatrist Dr. Gülcan Özer, bu nehir söyleşi formatındaki kitapta ilişkileri masaya yatırıyor. Aşkın, çift olmanın ve evliliğin zaman içinde nasıl dönüştüğünü; narsisizmden mükemmeliyetçiliğe, sadakatten bağlanma biçimlerine kadar uzanan geniş bir çerçevede ele alıyor.
Kitabın gücü, “doğru ilişki” anlatısı kurmamasında. İnsanların neden birbirine çekildiği, ilişkilerdeki marazların iyileşince ilişkiyi bitirip bitirmediği, başkasını değiştirme arzusunun aslında neye işaret ettiği gibi sorularla okuru sürekli kendine döndürüyor. “Evlilik akıl işi mi?”, “Şefkatle şehvet neden çatışıyor?”, “Annelik her zaman büyütür mü?” gibi başlıklar, konuşulmayan alanlara giriyor.
Söyleşi formatının getirdiği tekrarlar zaman zaman hissedilse de kitap bir terapi seansı ya da uzun bir podcast hissi veriyor. Yeni kavramlar yok belki ama bildiklerimizi daha net bir yerden yeniden düşünmemizi sağlıyor.
İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere, Bahar Tezcan

- Tür: Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: İlişki bağımlılığı, sağlıksız bağlanma biçimleri, narsistik ilişkiler ve güç dengeleri, geçmiş travmaların bugünkü ilişkilere etkisi
- Kimler İçin Uygun?: İlişkilerde sürekli aynı çıkmazlara girenler, “Bu bana neden tanıdık geliyor?” hissini yaşayanlar
- OGGUSTO Yorumu: Derin bir teori kitabı değil ama aynaya bakmak için iyi bir eşik. Doğru beklentiyle okunmalı.
Hayat bir ayrılıkla başlar. Annenin güvenli bedeninden kopuşla… Ve çoğu ilişki, fark etmeden bu ilk ayrılığın izlerini taşır.
İmkansız İlişkilerden Mümkün İlişkilere, aşk sandığımız bağların neden bazen bağımlılığa, neden bazı ilişkilerin kaçınılmaz bir çıkmaza dönüştüğünü sorguluyor. Psikiyatrist Dr. Bahar Tezcan, ilişki bağımlılığı, narsistik dinamikler ve sağlıksız bağlanma biçimlerini; kurgusal vakalar ve deneme metinleri üzerinden ele alıyor.
Kitabın temel iddiası net: Bizi birine çeken “mıknatıslar”, geçmişte iyileşmemiş yaralar. Çocuklukta yaşanan terk edilme korkusu, yetişkinlikte vazgeçemediğimiz ilişkilere dönüşebiliyor. Sevilmek için çabalarken kendimizi kaybettiğimiz, “gitmesi gereken” ilişkilerde kalmamız tesadüf değil.
Tezcan, bu döngüleri görünür kılmaya çalışıyor. Kitap, okuru geçmişle bugünü ilişkilendirmeye; imkânsız sandığı ilişkilerin aslında hangi ihtiyaçlardan beslendiğini fark etmeye davet ediyor. Yer yer farkındalık yaratan bölümler var; özellikle vaka anlatıları, ilişkilerde tekrar eden örüntüleri görmek açısından güçlü.
Öte yandan anlatım dili zaman zaman dramatikleşiyor, tekrarlar artıyor ve psikolojik kavramlar yeterince derinleştirilmiyor. Bilimsel referansların eksikliği ve narsisizm gibi kavramların yer yer etiketleyici biçimde ele alınması, kitabın en tartışmalı yönlerinden.
Baştan Çıkarma Sanatı, Robert Greene

- Tür: Psikoloji, Güç, Strateji
- Odak Konular: Baştan çıkarma stratejileri, arzu ve güç ilişkisi, manipülasyon, tarihsel figürler, ikna yöntemleri, psikolojik etki, sosyal güç oyunları
- Kimler İçin Uygun?: Güç, ikna ve etki mekanizmalarını anlamak isteyenler, tarih ve insan doğasının karanlık tarafına meraklı olanlar, “Bu bana yapılır mı?” sorusunu sormak isteyenler
- OGGUSTO Yorumu: Etkileyici ama tehlikeli. Bilgi olarak güçlü, rehber olarak sorunlu. Akıllı okurun kitabı.
Robert Greene bu kitapta insan ilişkilerinin karanlık bir tarafını masaya yatırıyor: Arzu, güç ve manipülasyon.
Baştan Çıkarma Sanatı, tarihte baştan çıkarma konusunda ustalaşmış figürlerin başarılarını ve çöküşlerini inceliyor. Cleopatra’dan Don Juan’a, Casanova’dan John F. Kennedy’ye kadar pek çok karakter üzerinden, baştan çıkarmanın politik ve psikolojik bir silah olduğunu gösteriyor. Greene’e göre baştan çıkarma; kaba güçten daha etkili, direnişi çatışmadan kıran bir etki alanı.
Kitap; Kierkegaard, Stendhal, İbn Hazm, Ovidius gibi düşünür ve yazarların metinlerinden beslenen, bol alıntılı ve parçalı bir yapı kuruyor. Her bölümde farklı bir “baştan çıkarma stratejisi” anlatılıyor. Tarihsel örnekler güçlü, şaşırtıcı ve öğretici. Bu yönüyle kitap, edebiyat ve tarih merakı olan okuru kolayca içine çekiyor.
Fakat bir yerden sonra kitap kendini tekrar ediyor. Aynı yöntemler farklı isimlerle yeniden paketlenmiş hissi veriyor ve metin gereksiz yere uzuyor. Daha önemlisi, Greene’in bakış açısı etik bir zemin sunmuyor; manipülasyonu doğrudan araçsallaştırıyor. Bu yüzden kitap, “nasıl etkileyici olunur?”dan çok, “nasıl yönlendirilir?” sorusuna cevap veriyor.
Ben OK’im Sen OK’sin, Thomas Harris

- Tür: Psikoloji, Kişisel Gelişim
- Odak Konular: Transaksiyonel analiz, ebeveyn-yetişkin-çocuk benlik durumları, geçmiş kararların bugünkü davranışlara etkisi, öz denetim, seçme özgürlüğü, iletişim kalıpları
- Kimler İçin Uygun?: Psikolojiye meraklı ama akademik metin istemeyenler, “Neden hep aynı yerden patlıyorum?” diyenler, TA’ya ilk adımı atmak isteyenler (ama devam okumaları şart)
- OGGUSTO Yorumu: Bir “aydınlanma kitabı” değil, bir araç. Hayatı değiştirmez; ama elinize kalem verir.
15 milyonun üzerinde satan Ben OK’im – Sen OK’sin, transaksiyonel analiz (TA) literatürünün en popüler ve en tartışmalı kitaplarından biri. Thomas Harris bu kitapta, insan davranışlarının arkasındaki temel yapıyı sade bir modelle anlatıyor: Ebeveyn – Yetişkin – Çocuk.
Kitabın temel iddiası şu: Bugün verdiğimiz tepkilerin çoğu, çocuklukta aldığımız farkında olmadığımız kararlardan besleniyor. Patronla konuşurken sesimizin titremesi, basit bir tartışmanın kontrolden çıkması ya da “Ben aslında böyle biri değilim” hissi; hep bu eski içsel senaryoların sonucu. Harris, değişimin “uyum sağlamakta” değil, seçmeyi yeniden öğrenmekte olduğunu savunuyor.
En güçlü tarafı, kişiyi “yeterince iyi olduğuna ikna etmeye çalışmaması”. Tam tersine şunu söylüyor:
İnsan yaralıdır, eksiktir, hatalıdır. Ve tam da bu haliyle OK’dir.
Kitap; içimizdeki Çocuk (duygu ve dürtüler), Ebeveyn (öğrenilmiş kurallar, yasaklar) ve Yetişkin (şimdi ve burada düşünen taraf) arasındaki ilişkileri görünür kılıyor. Özellikle “Ben bunu neden yaptım?” sorusunu sık soranlar için güçlü bir farkındalık yaratıyor.
Ama… Bu bir 1960’lar kitabı. Örneklerin dili ve bağlamı yer yer eski. Son iki bölüm (ahlak ve uluslararası ilişkiler) çoğu okur için kopuk ve gereksiz. Çeviri de akışı zorlaştırıyor. Ayrıca TA’ya giriş için tek başına yeterli değil; daha güncel ve uygulamalı kaynaklarla desteklenmesi gerek.
Hani Ayrılıklar da Sevdaya Dahildi?, Ziya Ünlütürk

- Tür: Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: Bağlanma stilleri, ayrılık sonrası duygusal süreçler, çocukluk deneyimlerinin ilişkilere etkisi
- Kimler İçin Uygun?: Ayrılık sonrası “neden böyle oldu?” diye düşünenler, bağlanma stilleriyle ilk kez tanışacak olanlar, kendini gözlemlemek isteyen okurlar
- OGGUSTO Yorumu: Tanı koymuyor, ayna tutuyor. Ayrılığa başka bir yerden bakmak isteyenler için iyi bir başlangıç.
“Onu ilişkiye başlarken değil, ayrılırken tanırsın.” Bu cümle boşuna söylenmemiş. Ayrılıklar bugünün meselesi değil; çok daha eskilere, anneyle kurulan ilk bağa kadar uzanıyor.
Hani Ayrılıklar da Sevdaya Dahildi, neden hep benzer insanlara çekildiğimizi ve neden ayrılıkların birbirine bu kadar benzediğini sorguluyor. Klinik Psikolog Ziya Ünlütürk, ilişkilerde yaşanan krizlerin karşı tarafla “çözülemeyeceğini”; meselenin, çocuklukta öğrenilen bağlanma biçimleriyle ilgili olduğunu anlatıyor.
Ayrılır ayrılmaz başkasına yönelenler, bir anda duygusuzlaşanlar, uzaklara kaçanlar… Kitap, bu davranışları ahlaki ya da kişisel yetersizlikler üzerinden değil; kaygılı, kaçıngan ve güvenli bağlanma modelleri üzerinden okumayı öneriyor. Özellikle kaygılı bağlanan okurlar için, “neden hep aynı yerden kırılıyorum?” sorusuna bir farkındalık alanı açıyor.
Dil sade, yer yer sohbet havasında. Teorik derinliği sınırlı olsa da bağlanma stillerine dair kavramları özet ve anlaşılır bir çerçevede sunması, kitabı özellikle konuya yeni girenler için erişilebilir kılıyor. Hızlı okunan, tanı koymaktan çok düşünmeye iten bir metin.
Erkekler Marstan Kadınlar Venüsten, John Gray

- Tür: Popüler Psikoloji, İlişkiler
- Odak Konular: Kadınlar ve erkekler arasındaki iletişim farklarını metaforlar üzerinden açıklamaya çalışan bir ilişki rehberi.
- Kimler İçin Uygun?: İlişki kitaplarına meraklı ama eleştirel okuma yapabilenler, 90’lar popüler psikolojisini bağlamında anlamak isteyenler
- OGGUSTO Yorumu: Zamanında cesurdu, bugün sorunlu. İlginç bir kült metni ama rehber olarak değil, tarihsel bir okuma olarak ele alınmalı.
Bu kitap, yayımlandığı dönemde fenomendi. Erkeklerle kadınların farklı “gezegenlerden” geldiği metaforu, ilişkilerde yaşanan iletişim kopukluklarını basit bir anlatıyla açıklamayı vaat ediyordu. Ve evet, pek çok okur için “Aaa evet, biz bunu yaşıyoruz” dedirten anlar sundu.
Ama artık işler değişti.
Erkekler Mars’tan, Kadınlar Venüs’ten, iletişim sorunlarını biyolojik cinsiyet farkları üzerinden okuyor. Oysa bugün biliyoruz ki; iletişim, bağlanma biçimleri, yakınlık–özerklik dengesi ve duygusal tepkiler cinsiyete değil, öğrenilmiş ilişki kalıplarına dayanıyor. Yani kadın–erkek değil; kaygılı, kaçıngan, güvenli bağlanma stilleri konuşulmalı.
Kitapta anlatılan pek çok davranış (erkeğin geri çekilmesi, kadının daha fazla yakınlık talep etmesi, eleştiriye hassasiyet vb.) aslında bağlanma teorisiyle daha tutarlı biçimde açıklanabilir. Ancak Gray, bunları “erkek doğası” ve “kadın doğası” olarak sunduğu için, metin yer yer cinsiyetçi ve indirgemeci bir yere kayıyor.
Bununla birlikte kitabı tamamen çöpe atmak da haksızlık olur. Duyguları yazıya dökme (mektup egzersizi gibi), nasıl konuştuğumuzun ne söylediğimizden daha belirleyici olduğu gibi bazı öneriler hâlâ geçerli. Sorun, bu önerilerin evrensel insan davranışları yerine cinsiyet rolleri üzerinden paketlenmesi.


